Avrasya Tüneli

Avrasya Tünelinden hiç geçtiniz mi ?

Geçmediyseniz bile mutlaka duymuşsunuzdur, İstanbul’da, Asya ve Avrupa Kıtalarını denizin altından karayolu ile bağlayan tünel.

Sanırım yeni yapıldığı yıllardı ve yolum bir şekilde oraya düştü. Açıkçası tünele girerken özel olarak bir şey hissetmedim, arabadaydım, yol gidiyordu işte, her şey sıradan bir yolculuk hikayesiydi.

Sonra, bir an için Tünelde olduğum aklıma geldi. En derin yerin 100 metre kadar deniz altında olduğu konuşulmuştu. O an içimde büyük bir korku hissettim. Kaygı düzeyim yükseldi ve kalbim hızlı atmaya başladı. Bir şeylerin aksi gitmesi halinde oradan kurtulma şansımız hiç yoktu. Kafamın içinde dev bir ejderhaya dönüşen vesvese, bütün neşemi yutmaya başlayan, doymayan bir yaratık gibiydi artık. Kalp krizi ya da beyin kanaması geçirmem an meselesi idi ama, ilginç olan şu ki; arabadakiler kendi aleminde kimi sohbet ediyor kimi uyukluyor halde yola devam ediyordu.

Sonra derinden bir ses duydum; ‘‘NEFES AL.!’’ Kimdi konuşan? ‘Nefes al Özlem nefes al.!’ Aman kimse kimdi, denemekten ne çıkardı, zaten belki son anlarımdı. Derin derin nefes almaya dualar okumaya başladım, yavaş yavaş kulaklığımdaki neşeli müzik tekrar geri geldi. Yanımdakiler molayı nerede vereceğimizi konuşuyordu. ‘ Oh Şükürler olsun demek ki çıkabilecektik.’ İyi de zaten çıkacaktık ben bu kadar heyecanı neden yaşamıştım ki?

İzmir’e gelene kadar yolda bunu düşündüm. Kendi kendime yarattığım felaket senaryolarına inanırken az kaldı boğazın mavi suları son yolculuğum olacaktı.

Bu olay, sonraki hayatımda trajikomik bir anı olarak kalmaktan ziyade, kendi çapımda ne zaman zor bir şey yaşasam bir çıkış noktası oldu.

Hayat yolculuğumda, en derin tünellerin bile gün ışığına vardığını bilmek, her zaman bana, güç sabır cesaret umut kattığı gibi en önemlisi, yeryüzünde başka hiçbir şeyin veremediği ve hiçbir şeyin alamadığı bir HUZUR bıraktı.

Felaket senaryolarının gerçekleşme ihtimali, sonsuz olasılıklar evreninde, belki sonsuzda birdi. Oysa onların yarattığı panik gerçekti. Öyleyse insan neden tünelden daima çıkacağına, bunun sadece yolculuğun bir kesiti olduğuna inanmak istemezdi.


Çünkü siz adına ister ego deyin ister nefis deyin, (ben ejderha gibi bir yaratık demişim :) bu illüzyondan ibaret korku tünelleri, bizim ışığa ulaşacağımıza inanmaktan umudumuzu kesmemizi isteyen sahte kaygılardı.

Evet hayat yolu acılar, hüzünler, kayıplar, üzüntüler yaşatıyor. Ama bunları olmuş hali ile kabul edip yola devam için burada değil miyiz? Kaldı ki onlarda bile, bulutlar dağılınca güneş masmavi gökyüzünde hep parlamadı mı?

2025 yılı, Sevgili Dostlarım,
Neredeyse tüm insanlığın Avrasya Tüneli gibiydi. Aslında son yıllar herkes için böyleydi. Ülkemiz ve Dünyamızda yüzyılın felaketleri yaşandı, bireysel ve kitlesel yaşamlarda hepimiz az çok nasibimizi aldık. Ve bunlar çoğu kafamızın içinde değil, gerçekliğimizde yaşandı.

2026 geliyor, daha güzel olur mu?

Kesinlikle evet. Her deneyim, hala nefes alıyorsak bizlere yeni versiyonumuz için, can suyudur, oksijendir, köklerimizden sürgün veren yeni dallarımızdır.

Ve ben , tünelde derinden konuşan o sesin, nereden geldiğini, çok iyi biliyorum. Biz kendimizden vazgeçsek de denizler altında bile bizden vazgeçmeyen Nefesimizin gerçek sahibinin sesidir O.!

Öyleyse hadi ‘‘ NEFES AL Özlem !’’ Ve ‘‘Nefes alın, tüm, yönünü Işığa çevirmiş, nefsine, egosuna rağmen teslim olmayıp, tünel illüzyonlarına aldanmayıp, yol arkadaşları ile yolculuğuna devam etmeyi seçenler..’’

Öyle güzel bir yıl olsun ki, kalan ömrümüzün fragmanıymış 2026 diyelim.

Mutlu Seneler …