Avukat Murat Yeşilkaya yazdı.. “VAKIF MALLARI DEVLETİN DEĞİL VAKIFLARIN KENDİ ÖZ VARLIĞIDIR”

."Danıştay 12. Dairesinin 30 Eylül 1967 günlü ve 66/2367 sayılı kararında, vakfa ait hisseli mahlûl yerlerin paydaşlarına nasıl satılacağı hakkındaki 3294 sayılı Kanunun 3. maddesinde yer alan ve mahlûl payın değerinin mahlûl malın niteliğine göre Bina veya Arazi Vergileri Kanunlarındaki hükümlere göre belli edileceğine ilişkin bulunan hükmün, Anayasa'ya aykırı olduğu yollu itirazın dairece ciddî görüldüğü belirtilmiş ve konunun Anayasa Mahkemesince karara bağlanması istenmiştir.

Olay: Danıştay'da Vakıflar Genel Müdürlüğüne karşı dava açan kişi, dilekçesinde yazılı taşınmaz malın yarısına kendisinin, öbür yarısına davalı Vakıflar idaresinin paydaş olduğunu, Vakıflara ait bu mahlûl payın 3294 sayılı Kanun gereğince kendisine satılması için davalıya başvurmuşsa da davalının bir malı ancak arttırma ile satabileceğini bildirip açık arttırma kararı verdiğini, bu payın 3294 sayılı Kanun gereğince vergi değeri üzerinden kendisine satışının zorunlu olduğunu ileri sürerek davalı Genel Müdürlüğün açık arttırmayla satış kararının iptalini istemiştir. Davalı Genel Müdürlük, savunmasında davacının dayanağı 3294 sayılı Yasanın 3. maddesindeki mahlûl vakıf payının vergi değeri üzerinden satışını öngören hükmün Anayasa'nın 36. maddesi ile tanınmış bulunan mülkiyet hakkına aykırı bulunduğunu, mülkiyet hakkına konulan bu sınırlandırmanın kamu yararına dayanmadığını ileri sürerek bu yönün incelenmesi için işin Anayasa Mahkemesine gönderilmesini istemiştir.

Devlet, maliki olduğu malları satım, bağışlama gibi yollarla yasalara dayanarak elden çıkarabilirse de kendi mülkiyetinde olmayan mallar üzerinde bu biçimde salt bir yetkiye sahip değildir. Nitekim Devletin başkalarının mallarım kamu yararına dayanarak benimsemesi dahi Anayasa'nın 38. ve 39. maddeleri gereğince ancak kamulaştırma ve devletleştirme biçiminde olabilir ve bu işlemlerin bağlı olduğu bir takım koşullar arasında en önemlisi, bunların gerçek karşılıklarının ödenmesi koşuludur. Buna göre Devletin, kendisine ait olmayan herhangi bir vakıf taşınmaz malın bugünün koşullarına göre az bir karşılık demek olan "Bina veya arazi Vergileri Kanunlarına göre tayin edilecek" karşılıkla üçüncü kişilere verdirme yetkisi olmamak gerekir. O halde 3294 sayılı Kanunun 3. maddesindeki "mahlûl hissenin kıymetinin mahlûlün mahiyetine göre Bina ve Arazi Vergileri Kanunlarındaki hükümlere göre tayin olunacağı", hükmü Anayasa'ya aykırı niteliktedir.

İslam hukukuna göre kurulmuş olan ve varlıkları 2762 sayılı 05.06.1935 tarihli Vakıflar Kanunu ile tanınan vakıflar taşınmaz mallarının bu vakıfların mülkiyeti altında olduğu, gerek islam hukukunun, gerekse o hukukun bu konudaki hükümlerim saklı tutan Vakıflar Kanununun hükümleri gereğidir. Demek ki vakıf malların maliki, hiçbir zaman Devlet değil, vakıfların kendileridir.

İcareteynli yahut mukataali denilen vakfın taşınmaz mallarda bunların çıplak mülkiyet vakıfların, ancak bu mallardan yararlanma hakları, mutasarrıf denilen kişilerindir. Mutasarrıf denilen kişilerin mirasçı bırakmadan ölümleri durumunda bu mallara mahlûl mallar denilir, mahlûl mallar üzerindeki yararlanma hakkı ise Devlete değil vakıflar idaresine ait olur.

İcareteynli veya mukataali vakfın mülkiyeti; taşınmazın tümü üzerinde olabileceği gibi belli bir payı üzerinde de olabileceğinden, malın öbür payına başkaları malik durumunda bulunabilirler.

Mahlûle kalmak sonunda yararlanma hakkı dahi Vakıflar İdaresine dönen icareteynli veya mukataalı vakıf mal payının öbür paydaşlara satışım sağlamak için 3294 sayılı Yasa ile özel esaslar konulmuştur.

Anayasa'nın 36. maddesi hükmünce mülkiyet hakkı, Anayasa güvencesi altına alınmış ve bu hakkın ancak kamu yararı düşüncesi ile veya yasa hükmü ile sınırlanabilmesi öngörülmüştür. Yukarıda da söylendiği gibi, vakıf malların mülkiyetinin Devlete değil, vakıf tüzel kişiliğine ait olduğu, 2762 sayılı Vakıflar Kanunuyla kabul edilmiş bulunmaktadır. İtiraz konusu hüküm, mahlûl vakıf mal paylarının paydaşlara satışlarında bunlann yapı olmaları durumunda bina vergisine ve üzerinde yapı bulunmayan bir taşınmaz mal olmaları durumunda arazi vergisine temel tutulan değer üzerinden satılmalarını öngörmektedir. Oysa genel hükümler uyarınca bir malın satışında malikin uygun göreceği değerle ve mazbut vakıflardan olan vakıf malların satışında ise, 2490 sayılı Yasa uyarınca açık artırma sonuncunda bulunacak değerle satılması gereklidir. İtiraz konusu hüküm, satış parasını sınırlandırmakla malikin malı üzerindeki mülkiyet hakkından doğan tasarruf yetkisini sınırlandırmış bulunmaktadır; Çünkü bina ve arazi vergilerine temel tutulan değerler dondurulmuş bir takım değerler olup bugünkü koşullara göre genellikle gerçek değerin çok altında bulunmaktadır. Demek ki söz konusu hüküm, malik olan Vakıfların zararına sonuçlar doğuran bir hükümdür. Buna karşılık bunların elden çıkarılması ile sağlanacak yarar, hiçbir zaman bu fedakarlığı haklı gösteremez, başka deyimle öbür paydaşların kolaylıkla bu mallan satın almalarının sağlayacağı yarar dahi vakfın mülkiyet hakkının bu biçimde sınırlandırılın aslını haklı gösteren bir kamu yaran niteliğini kazanamaz; zira Medeni Yasanın 659. maddesinde öngörülen kanunî ön alım (Şüfa) hakkı ile paydaşların yararları korunduğu gibi vakfın mülkiyet hakkı da aşırı olarak sınırlandırılmamış bulunur. Herhangi bir malın 2490 sayılı Kanuna göre açık artırmayla satışı durumunda dahi, ön alım hakkının bulunduğu Yargıtay'ın 4/5/1940 günlü ve 57/17 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile belirtilmiştir. Bir an için, devletin bu payların ucuz para ile öbür paydaşlara verilmesi sonucunda onların, kolayca mal sahibi veya başka deyimle konut sahibi olmalarını sağlamak istediği ve böylece Anayasa'nın kendisine yüklediği bir ödevi yerine getirmiş olacağı düşünülse bile, Devletin, başkasının taşınmaz malına el atabilmesi, ancak kamulaştırma yolu ile ve o malın gerçek karşılığını ödeyerek olabileceğinden (Anayasa Madde 38); bunun dışında bir davranışla Devletin kamu yararı düşüncesi ile dahi olsa, başkasının taşınmaz malını gerçek değerinden az bir değerle kimi yurttaşlara vermesi, Anayasa'ya uygun ve Anayasa'nın 36. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren bir durum sayılamaz. Bu nedenlerle Anayasa'ya aykırı bulunan itiraz konusu hükmün, iptali gereklidir. ( Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 30.01.1969 tarihli 1967/47.E 1696/9.K sayılı kararı )

5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 30 maddesine göre " Vakıf yoluyla meydana gelip de her ne suretle olursa olsun Hazine, belediye, özel idareler, köy veya diğer kamu tüzel kişileri ile bunlara ait müessese, iktisadi işletme ve bağlı ortaklıklarının mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıkları mazbut vakfına devrolunur.

Birinci fıkrada sayılan tüzel kişilerin mülkiyetinde olup doğrudan vakfedilen veya mevcut olup olmadığına bakılmaksızın vakıf kaynaklarından inşa edilmiş, onarılmış veya ilaveler yapılmak suretiyle katkı sağlanmış vakıf kültür varlıkları, vakıf yoluyla meydana gelmiş sayılır. " Şeklinde hüküm getirilmiştir.

2762 sayılı 05.06.1935 tarihli Vakıflar Kanunu, Anayasa Mahkemesi Genel Kurul kararı ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 30 maddesi dikkate alındığında Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren ve dahi öncesinde Vakıf yoluyla meydana gelip de her ne suretle olursa olsun Hazine, belediye, özel idareler, köy veya diğer kamu tüzel kişileri ile bunlara ait müessese, iktisadi işletme ve bağlı ortaklıklarının mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıkları mazbut vakfına devir edilmesi gereken bir gerekçe ile koruma altına alındığı, mülkiyetin devlete ait olmadığı, kullanma hakkının kamu kurum ve kuruluşları tarafından yerine getirilse bile vakıflar dışında hiçbir kurum veya kuruluş çıplak mülkiyet hak ve iddiasında bulunamayacağı benimsenmiş ve kabul edilmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediyesinin kullanımında bulunan meslek fabrikası, eski gasil hane ve Egemenlik Binası 1935 tarihinden itibaren mevcut bulunan ve uygulanmasında sakınca bulunmayan geçerli kanunlar ve anayasa mahkemesi kararları dikkate alınarak mülkiyetin kanun gereği aslına dönmesi amacıyla meslek fabrikası, eski gasil hane ve Egemenlik Binası Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edilmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yararlanma ve kullanma haklarının ellerinde olmasını kullanarak kanunları tanımaz bir hal alacak şekilde toplum karşısında infiale yol açarak, yanlış yönlendirme ve değerlendirme ile vakıflar genel müdürlüğünün anayasal koruma altına alınan çıplak mülkiyet hakkına yönelik eylem ve tavırları yok hükmündedir. İzmir Büyükşehir Belediyesi gibi bir kamu kuruluşunun yetkilerinin Vakıflar Kanunu'nu ve Anayasa Mahkemesi kararlarını görmezden gelmeleri hukuki bir yaklaşımın değil kaos ortamı oluşturarak kişisel ve siyasi rant sağlama çabasından öteye gitmemektedir."