KARABEL’İN ÜNLÜ ZİYARETÇİLERİ
Hep söylerim, Karabel Kaya kabartması, Kemalpaşa’nın dünya ölçeğindeki en büyük tarihsel değeridir… Bu kabartma ne zaman yapıldı; nasıl ortaya çıktı / çıkarıldı? İlk kez kim bu kabartmayı buldu ve yazdı; kimler, ne zaman ve nasıl ziyaret etti? Çok şaşıracaksınız…
“Karabel Hitit Kaya Kabartması” olarak adlamdırabileceğimiz tarihsel anıt Batı bilim dünyasının çok yakından tanıdığı ancak yerel halktan çoğu Kemalpaşalı’nın hiç haberdar olmadığı hatta yakın zamana kadar Osmanlı tarihçilerinin de eserlerinde, en azından benim bildiğim kadarıyla, söz etmedikleri tarihsel bir değeridir. Klasik dönem Osmanlı bilim dünyasında vakanüvisliğin ötesine geçen bir tarihçilik ancak, yine Batı etkisiyle, 19. yüzyılda, Tanzimat’tan sonra başlamıştır.
Osmanlı’nın son dönemlerinde, Hititlliler’in Anadolu’daki varlığından ilk bahsedenlerden biri, günümüz tabiriyle “popüler tarih yazarı”, sonradan Altınay soyadını alacak olan Ahmet Refik’tir. “Umumî Tarih” başlıklı kitabında bize Hititler ve arkalarında bıraktıkları izlerle ilgili şu bilgileri aktarmaktadır: “Hititler, Anadolu’da Kızılırmak ile Fırat arasındaki havalide otururlardı. Etkileri batıda İzmir civarında Karabel, güneyde Hama’ya kadar uzanıyordu. En mühim merkezleri: Boğazköy ve Kargamış idi.”
“Hitit Abideleri Anadolu’da çoktur. İzmir civarında ‘Karabel’de cengâver heykelleri, ‘İbriz’de mahkukat (oymacılık), ‘Zincirli’de Hitit harabeleri vardır. Hitit abidelerinin en mühimleri İstanbul müzesindedir. Bunların başlıcaları: ‘Maraş Aslanı’, ‘Hükümdar Heykeli’, bir de ‘Ebvalhol’dür.
Karabel Kaya kabartmasından ilk söz eden, hatta unutulmamasını da sağlayan kişi, “tarihin babası” olarak da anılan Herodot’tur. Meşhur “Tarih” adlı eserinde Karabel ve Karabel anıtı hakkında kısa da olsa bilgiler aktarır: “Mısır kralı Sesostris'in baş eğdirdiği ülkelerde diktirdiği sütunlara gelince, bunların çoğu kaybolmuştur; ayakta kalmış olanlarını, (…) yazılarıyla birlikte, Filistin Suriyesi'nde kendi gözlerimle gördüm. Ayrıca İonia'nın iki yerinde, bu savaşçının kaya üzerine işlenmiş resimleri vardır, birisi Phokaia–Ephesos (Foça-Efes) yolu üstünde, öbürü Sardes'ten (Sard) İzmir'e giden yol üzerindedir; bu iki yerde de iki buçuk dirsek yüksekliğinde bir heykel oyulmuştur, sağ elinde kargı, sol elinde yay tutar; öbür donatımları da gösterilmiştir; Mısır harfleriyle bir yazı kazılmıştır, anlamı şudur: “Ben, bir omuz vuruşta bu ülkeyi yendim ve aldım.” Adını, yurduna yazdırmamıştır, ama bunları başka biçimde belirtmiştir. Bu heykeller, görenlerden bazılarına göre, Memnon'un heykelleridir; böyle diyenler gerçekten çok uzaktırlar.” Heredot, kabartmanın Mısır firavunu Sesostris'e ait olduğunu yazması üzerine yüzyıllar boyunca bu yanlış bilgi tekrar edilegelmiş ancak kaya kabartmasının yakın zamanda Hititlere ait olduğu anlaşılmıştır.
Herodot’tan sonra Karabel’in ikinci büyük ziyaretçisi, ordusuyla buradan geçen Makedonyalı Büyük İskender’dir. Makedonyalı Büyük İskender, “Orduda gereken düzenlemeler yapıldıktan sonra, Makedonlar, Karabel Geçidi üzerinden ana yolu takip ederek güneye doğru ilerlemeyi sürdürdüler. Kuşkusuz orada İskender’e yüzyıllar öncesinden kalan ve efsanevi firavun Sesotris’e ait olduğu söylenen, kayalar üzerine oyulmuş rölyef gösterilmiş olmalı. Hikâyeye göre çok eski çağlarda bütün dünyayı dize getirmiş olan firavun, ayak bastığı topraklarda, kaya üzerine kendi heykellerini oydurmuş, böylelikle katettiği mesafenin büyüklüğünü somut bir şekilde bütün dünyaya göstermişti. İskender’in, anlatılar ve bu gördükleri karşısında ne gibi yorumlarda bulunduğunu ne yazık ki bilemiyoruz.” bilgisini aktarır Lendering.
Çok yüksek bir ihtimalle İskender, Herodot Tarihi’ni okumuştur ve Karabel Anıtı’ndan haberdardır. İskender’in MÖ. 343-340 yıllarında aldığı eğitimde baş öğretmeni Aristoteles’di ve Aristoteles’in Herodot’u çok önemsediğini bu nedenle öğrencilerine okuttuğunu biliyoruz. Öte yandan Herodot, Tarihi’nde bir “Kral Yolu” haritası çizer; Karabel de bu haritada sözünü ettiği yolun önemli ve stratejik destinasyonlarından biridir. İskender de seferini, Herodot’un çizdiği “Kral Yolu” rotasını takip ederek yapmış ve böylece geniş toprakları şavaşarak fethedebilmiştir. Hatta İskender’in, Herodot’un kitabında söz ettiği biçimde, Perslerin askerî zayıflıklarını öğrenerek stratejisini ona göre oluşturduğu da düşünülmektedir.
Büyük İskender’in Karabel’den ordusuyla geçtikten sonra, burayı kimlerin ziyaret ettiğini ve hakkında ne yazdıklarını, ne yazık ki, bilemiyoruz. Bu unutuluş, Fransız mimar, arkeolog ve gezgin Charles Teksier’in, Herodot’un tarihinde sözünü ettiği Karabel’deki anıtı görmeye geldiği 19. yüzyıl ortalarına (1933-1935) kadar devam etmiştir. Yazdığına göre Nifli yerleşiklerin bile bilmediği kaya kabartması, Teksier’in “Küçük Asya Coğrafyası” kitabında ve bir makalesinde söz etmesiyle bilim dünyasının ve gezginlerin ilgi odağı haline gelir. Teksier, gözlemlerini ve yaşadıklarını aktardığı Revue Archeologique dergisindeki yazısında “Pitoresk (tablo gibi güzel görünümlü, RS) konumu ve kiraz ağaçlarıyla donanmış zengin vadileriyle İzmir’de zaten iyi bilinen Nif köyü, Herodot tarafından Sart’tan Efes’e giden yol üzerinde olduğu belirtilmiş olan ve köye bir fersah uzaklıkta bir vadi içindeki bir kayaya kazınmış, antik çağ tarihçilerinin, Prens Sesostris’e ait olduğu ve Prens’in kendi emri üzerine kazınmış olduğu konusunda fikir birliği içinde oldukları bir duvar kabartmasının varlığını bilim dünyasına duyurmamızdan sonra, artık antika meraklıları ve turistler için zorunlu bir ziyaret yeri haline gelmiştir.” bilgisini aktarıyor.
Charles Teksier, “Küçük Asya Coğrafyası” başlıklı kitabında Karabel kabartması hakkında daha ayrıntılı bilgiler de aktarır ve kabartmanın gravürüne yer verir: “Asya'nın eski eserlerini tanımak isteyen her gezgin için bu Nymphio şehrini ziyaret etme zorunluluğu, şehirden birkaç kilometre mesafedeki Karabel vadisinde bulunan bir kayanın içine kazınmış kabartma resimleri görmek istediğinden doğar. Burası 1839 yılında keşfedilmiş ve derhal ilim adamlarının dikkatlerini çekmiştir.”
“Kapı şeklindedir ve üstünde saçak gibi çıkıntılı bir yüzey resmin çerçevesi görevini görür. Boyu iki metre elli santimetre ve aşağıdan genişliği iki metre elli, yukarıdan bir metre doksan santimetredir.”
“Resim, yandan görünen ve doğuya doğru bakan silahlı bir adam portresidir. Başında koni şeklinde bir külahı vardır. Bunun ön tarafında, Mısırlılar'ın fesini andırır bir başlık takılıdır. Sol elinde bir mızrak ve sağ elinde bir yay tutar. Kemerine bir sagaye (?) geçirilmiştir. Bütün elbisesi, beline eğik bir şekilde kat kat sarılmış gibi duran bir gömlektir. Ayakkabıları, Asya tarzında kıvrıktır. Bu eser tamamen düz değil, yani bazı yeri kalın ve bazı yeri ince ve modelsiz olarak yapılmıştır. Yağınurların yüzeyi üzerine devamlı etkisi, taşı ham ve pürüzlü bir duruma getirmiştir. Yüzün karşısında ve başın hizasında, bazı.işaretler vardır. Bunların arasında bir kuş resmi ayırt edilir. Diğerleri hiyeroglife benzer işaretlerdir.”
Tespit edebildiğim kadarıyla Charles Texier’den sonra Vital Cuinet’in özellikle belirttiği Alman arkeolog Lepseus’un ve muhtemelen “birçok arkeolog” dediği bilim adamları arasında yer alan Edvin Freshfield 1874 ve 1883’te, Prof. Alfred Bove’nin 1930 yılında, Hans Güterbock’un 1940 Eylül’ünde, 1952 ve 1966 yıllarında bu gizemli anıtı/anıtları ziyaret ettiğini ve kapsamlı olarak incelediğini biliyoruz. Ayrıca Karabel Anıtı’nın 1930 yılında iki adet alçı rölyefinin hazırlanarak müzeye konulduğunu ve bunların İzmir Müzesi’nde sergilendiğini Akşam gazetesinin haberinden öğreniyoruz.
Karabel Kaya Kabartması’nın ünlü ziyaretçilerinden hatta bilinen ilk fotoğrafını da çeken kişi Gertrude Bell’dir. Gertrude Bell, aslında karanlık bir kişiliktir; kendisine verilen “gezgin” sıfatı tamamen bir kamuflajdır. Aslında kendisi bir İngiliz istihbarat servisi görevlisidir. Aynı zamanda, o dönenemin yeni teknolojisi olan fotoğraf çekmeye de çok meraklıdır; bunu her gittiği yerin fotoğrafını çekmesinden biliyoruz. Ancak bu fotoğrafları, istihbarat görevi nedeniyle mi yoksa hobi olarak mı çekti, tam olarak bilemiyoruz ancak net olarak bildiğimiz Gertrude Bell, günümüz Ortadoğu ülkelerinin sınırlarını çizen kişi olarak bilinir. Gertrude Bell’in çektiği fotoğraflar, doğal olarak, siyah-beyazdır; ama çok naturaldır.
Hiç bilinmez ama Karabel Hitit Anıtı’nın son “büyük” ziyaretçisi ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. “Reis-i Cumhur” Mustafa Kemal Paşa, Karabel’deki Hitit kaya kabartmasını 3 Mart 1930 Pazartesi günü ziyaret etmiş ve incelemiştir. Bu, Mustafa Kemal Paşa’nın 27 Şubat ile 5 Mart 1930 tarihleri arasında İzmir’e yaptığı on birinci gezi sırasında gerçekleşmiş olan bir incelemedir. Mustafa Kemal, 26 Şubat günü saat 18.00’da özel bir trenle Ankara’dan İzmir’e hareket etmiş ve 27 Şubat günü saat 22.00’da İzmir’e ulaşmıştır ve “gece geç vakit olmasına rağmen İzmir halkı tarafından her yerde hasret ve sevgi gösterileri yapılmıştır.”
Hakimiyet-i Milliye gazetesinin Hilal-i Ahmer nüshasında yer alan “Gazi Hz. Kemalpaşa’da Hitit Eserlerini Tetkik Ettiler” başlıklı haberde “Reis-i cumhur Hz. bugün saat üçe kadar vakitlerini istirahatle geçirmişler, bilahare refakatlerinde meb’uslar olduğu halde Basmahane’ye kadar bir otomobil gezintisi yapmışlardır. Gazi Hz. buradan Halkapınar’a gelmişler ve İzmir sularının menbaını teşkil eden bu mahalli ve buradaki bahçeyi gezmişlerdir.