Rahim Sağ Yazdı… “Cambaz Osman”
Osman Darcan, meşhur adıyla ve adının en tanınan şekliyle “Cambaz Osman”, yaşı 60-65 ve üzerinde olan tüm Kemalpaşalılar için tanınan ve çok iyi “bilinen” kişilerden biridir. Cambaz Osman, hani o, eskilerin “on parmağında on marifet” diye tabir ettikleri şahsiyetlerden. Bu yaşların altındaki Kemalpaşalılar da aslında Cambaz Osman’ın çok da uzaktan tanımadıklarını hatta çok çok yakından tanıdıklarını fark edeceklerdir, eminim…Hadi başlayalım!
“Cambaz Osman”, eski Kemalpaşa’nın en unutulmuş simalarından biridir; sanıldığı ya da ilk akla geldiği gibi bir hayvan pazarcısı anlamında kullanılan biçimiyle bir “hayvan” ya da at satıp alan tüccar anlamına gelen canbaz değildir.
Adı üzerinde “o bir cambazdır” hem de bir “ip” cambazıdır.
Kızı Hülya Darcan, Sabah gazetesinin yaptığı bir röportajda, doğal olarak, babası hakkında en geniş bilgileri aktaran kişi konumunda: “Babam Rumelili ekâbir (seçkin) bir ailenin Rüştiye (Ortaokul) mezunu oğlu aslında. O, 2 yaşındayken babası Çanakkale’de şehit düşmüş. Çok küçük yaşta ip cambazlığına merak sarmış. Ailesi çok karşı çıkmış ama babam dinlemeyip Türkiye’nin ilk ip cambazlarından olmuş. Aynı zamanda Karagöz-Hacivat, kukla oynatırdı, çok iyi meddahtı ve ‘Cambaz Osman’ olarak özellikle Ege’de tanınır. Aynı zamanda bir atölyesi vardı, ayna yapıyordu. Çok ilginç, çok renkli biriydi babam.”
“İzmir’de çok büyük bir bahçesi olan bir Rum evinde otururduk. 4 kız bir erkek, 5 kardeştik ve dünyanın en mutlu çocuklarıydık. Evimiz her zaman kalabalıktı. Ramazanlar, bayramlar çok güzel geçerdi. Sahurda komşular bize gelirdi, davulcu bahçeye girer çalardı, bir eğlence olurdu. Babam iftardan, teravihten sonra mahallenin çocuklarına evimizin bahçesinde Karagöz oynatırdı, büyükler de seyrederdi.”
“Annemin babası ise Girit’ten gemilere konulup gönderilenlerden. Kemalpaşa’ya yerleşmiş, kolbaşı, yani jandarma olmuş burada. Çok güzel gitar çalıp şarkı söylermiş. Atıyla anneannemin penceresinin altına gelir serenatlar yaparmış. Çocukluğumdan kulağımda Rumca ninniler kaldı. Karma bir aileyiz. Ama babamın hikayesini bir gün yazmak en büyük dileğim. Çok güzel bir hikaye, enteresan bir ömrün hikayesi...”
“Babam ip üzerinde çok tehlikeli numaralar yapıyordu. Mesela iki bacağını yağ tenekesinin içine sokup telin üzerinde öyle giderdi. Telin üzerine tabut koyardı, içine yatardı. İki kere ipten düşmüştü. Kolu feci şekilde kırılmış, ameliyat geçirmiş, bir kolu diğerinden daha kısa kalmıştı. Ama iyileşir iyileşmez yine ipe çıkmıştı. Hiçbir şey onu alıkoymadı. İki kere o kadar yüksekten düşüp ölmemiş babam”(Posta gazetesi, 17 Ocak 2011 Pazar.)
Posta gazetesinin haberine göre Cambaz Osman’ın torunu “Bergüzar Korel; sinemadaki en büyük hayalinin, 'Cambaz Osman' lakaplı dedesinin hayatını film yapmak olduğunu söyledi. Uzun zamandır hayata geçirmek isteği filmin hikayesini yazmak için yakında senaryo kursuna katılacağını belirten Korel, dedesini, "En büyük hayranıyım" dediği Şener Şen'in oynamasını istediğini ifade etti.”
“Babası Çanakkale Savaşı'nda şehit düşünce, 2 yaşında yetim kalan ve ailesinin karşı çıkmasına rağmen küçük yaşta ip cambazlığına başlayan dedesi Osman Darcan'ın 1974'te hayatını kaybettiğini hatırlatan ünlü oyuncu şöyle konuştu: ‘O öldüğünde annem 20 yaşındaymış. Annemden, yıllarca dedemin hayat hikayesini dinledim. Dokunaklı hayat hikayesi film haline gelirse bundan büyük bir mutluluk duyacağım. Bunun gerçekleşmesi için elimden geleni yapacağım.’ Korel, yönetmenliği ise Çağan Irmak'ın üstlenmesini istediğini belirtti.” (Sabah/Günaydın, 18 Ocak 2011)
Cambaz Osman’ın kızı Hülya Darcan (d. 1951, Kemalpaşa) bir sinema ve dizi oyuncusu, onu en son “Diriliş Ertuğrul” dizisindeki “Hayme Ana” rolünden tanıyoruz. Hülya Darcan, yine kendisi gibi sinema oyuncusu Tanju Korel’in eşi ve Bergüzar Korel de onların kızlarıdır. Bergüzar Korel, Halit Ergenç’in eşi ve bu durumda ünlü oyuncu Halit Ergenç, Kemalpaşa’nın “eniştesi” oluyor.
“Cambaz Osman” da doğal olarak tüm cambazlar gibi mesleğini “gezgin” icra ediyordu ve bu nedenle özellikle İzmir’in ve Ege Bölgesinin yakın coğrafyasında çokça tanınmış simalarındandı. Hele ki “cambazlık” mesleğinin nadir olduğu dikkate alınırsa…
Size tam bu noktada Cevher Necip Onat Bey’den söz edecek ve size onu ilk kez tanıtacağım. Kendisi aynı zamanda meslektaşım ve abimdir, çok anlamsız buluyorum ama kendilerine “Dededen-Baba’dan Öz Kemalpaşalılar” adını veren ve ayırımcı bir dil kullanan sığ kesimin tam aksine, arttırıyorum; Necip Bey, “en öz” Kemalpaşalı bir hemşehrimizdir. Kendisi aslen 1964 Balçova doğumlu olan Necip Bey’in hayatının büyük bir kısmı İzmir Güzelyalı’da geçmiştir ve halen kendisi Güzelyalı’da yaşamaktadır. Peki, neden çoğu kişinin adını bile duymadığı Necip Bey, Kemalpaşa’nın “en öz” hemşehrisidir? Asıl konunun dışına çıkmamak ve başka bir yazıda bunu açıklamak sözümle şimdilik konuyu ötelemiş olayım.
Cevher Necip Onat’ın, bana, imzaladığı ve yazdığı gibi benim gerçekten “bir çırpıda” okuduğum. “Nostalji Güzelyalı Yazıları” başlıklı kitabında, çocukluğunda gördükleri üzerine Cambaz Osman üzerine yazdıklarını çok daha dikkkatlice ve yeniden okudum: “Her yaz gelen Osman Darcan’ın sahibi olduğu Ege Cambazhanesi 38 ile 39 köşesinde sürdürdü uzun yıllar. Gündüzleri sokaklarda uzun tahta bacaklı cambazlar reklam yapar, bir taraftan da boyunun avantajını kullanarak ağaçlardaki meyvelerden de yerlerdi. Küçük yaşlarındaki Hülya Darcan (Bergüzar Korel’in annesi) sahneye girer kabarık eteğiyle çıkar, “Bop sitilim sen misin /Benimle gezer misin / Aşkını ispat et / Kalbime girer misin? şarkısını söylerdi. Ardından da babası Osman Darcan ile düet yaparlardı. Osman Ağa kızı Hülya’ya “Ne güzel kolların var.” der, Hülya da dans ederek cevap verirdi: “Altın bilezik ister Osman Ağa.” diye. Program, Gönül Ertek, Rıza Konyalı gibi sanatçılarla sürerdi. İp üstünde koyun keserdi cambazlar…” Anlaşılıyor ki Cambaz Osman, renkli kişiliği, cambazlığı, meddahlığı ve Karagöz oynatılığı ile çok marifetli, sadece Kemalpaşa’da İzmir ve Ege bölgesinde de çok iyi tanınan ve sevilen bir sanatçıdır.
Ali Naili Erdem sadece bir siyasetçi ya da şair olmasının ötesinde yakın dönem Kemalpaşa tarihine en önemli katkıyı yapan kişidir, keşke Kemalpaşa’nın önde gelen sakinleri de yazsa da biz de eski Kemalpaşalılar hakkında bilgi sahibi olsak.
Ali Naili Erdem, Ötüken Neşriyat’tan yayınlanan “Siyasetin Yollarında” kitabından sonra 2019’da çok güzel bir kitap çıkardı: “Nal İzleri – Anılardaki Kemalpaşa”. Namık Kemal’in “İntibah” romanından sonra en çok okuduğum kitaptır “Nal İzleri”.
Ali Naili Erdem, “Nal İzleri” kitabında, kendi -kişisel- tarihi içerisinde yaşadığı, tanıklık ettiği Kemalpaşa’yı ve burada tanıdığı kişileri anlatıyordu. Biz edebiyatçılara göre anılar, insanların “kişisel tarihleridir.” Kitapta adı geçen isimlerin çoğu ne yazık ki günümüzde hayatta değiller ama hani 50 yıl ve daha sonrası demiştim ya bizim çocuklarımız, tarihçiler, edebiyatçılar bunları araştıracak; doğal olarak Cambaz Osman’ı da…
Nal İzleri kitabındaki anılarında Ali Naili Erdem, çocukluk dönemlerinde, şimdiki kaymakamlığın bulunduğu yerde top oynadıklarını anlatırken Cambaz Osman’dan söz eder: “Sahanın bir başka müşterisi Cambaz Osman’dı. Yüzünden tebessümün eksik olmadığı bu insan çocuklar kadar büyüklerin de sevgilisiydi. İyi bir ip cambazı olduğu gibi başarılı bir palyaçoydu da.”
“Kabağı da boynuma takarım / Sağıma da soluma da bakarım / Dinleyiniz a dostlar / Ben size göbek atarım.’ diyerek bitirirdi.”
“Bir gösterisinde telden düşünce işine son verildi dediler. Sanırım 1945-1946 yıllarıydı. 1954’e kadar kendisinden hiç haber alamamıştım. O yılın temmuzunda Cambaz Osman kumpanyası ile birlikte, o düştüğü yerde aradan on sene geçtikten sonra tekrar görünce şaşırmış ve ne diyeceğimi düşünürken o daha benim bir şey söyleme fırsatı vermeden ‘Kuzum, avukat bey. Bildiğim başka iş yok. Bir yerden gelirim de yok. Kaderde bir telin üzerinde ölmek varsa kadere boyun eğeriz…”
Yıllarca Kemalpaşalılar’ın İzmirliler’in hatta kıyı Egeli, örneğin Manisalı, Uşaklı, Denizlili ve Balıkesirliler’in, ipten düşecek diye uzun uzun “Aaa..!” nidalarını attıkları, yine kendi tabirleriyle “düşecek diye yüreğimiz ağzımıza geldi” dedikleri durumlar sıklıkla yaşanmıştır. Çok ince bir ip üzerinde gösteri yapan Cambaz Osman, cambazlık mesleği nedeniyle ve de doğal olarak iki kez ciddi anlamda ipten düşer ve ağır yaralanır. Bunlardan ilki, yukarıda Ali Naili Bey’in anılarında anlattığı, uzun süreli bir yaralanmadır ki en az dokuz yıl sürer; diğeri ise öyle anlaşılıyor ki daha hafif bir yaralanmadır. Ama Cambaz Osman, öyle anlaşılıyor ki kolayca pes edecek bir karakter değildir.
Cambaz Osman’ın maceralı ve çok tutkulu hayatının en trajik yanı, zannımca, ölüm nedenidir. Bütün hayatını ince bir ip üstünde “ecelle ve ölümle” iç içe yaşarken, mesleği nedeniyle Azrail’in kucağında her an ölme tehlikesini tüm izleyicilerinin hücrelerinin zerresine kadar hissettirirken bir araba çarpması sonucu hayatının son bulmasıdır. Çok hazindir ki hem de annesinin cenazesine giderken…