DOLAR

44,0095$% 0.09

EURO

51,8583% -0.29

STERLİN

59,3099£% -0.15

GRAM ALTIN

7.432,64%-0,03

ÇEYREK ALTIN

12.683,00%7,04

İmsak Vakti a 02:00
İzmir AÇIK 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
İbrahim Yakın

İbrahim Yakın

05 Ocak 2026 Pazartesi

    “Eşitlik Söylemleri ve Gerçek Öfkeler”

    “Eşitlik Söylemleri ve Gerçek Öfkeler”
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Uzman Psikolog ve İş İnsanı İbrahim Yakın Yazdı…

    Yeni bir yıla girerken hepimiz kendimiz ya da ailemiz için hedefler belirliyoruz. Daha sağlıklı olmak, daha mutlu hissetmek, daha üretken olmak…

    Peki ya toplumsal meseleler noktasında hedefimiz ne?

    Son zamanlarda ülkemizde yaşananlar hepimizin malumu. Öyle görünüyor ki toplumsal meseleler, son yıllarda bireysel hedeflerin biraz önüne geçmiş durumda. Bu durum da ister istemez şu soruyu beraberinde getiriyor:

    Toplum olarak yaşadığımız bu gerginlikleri nasıl anlamalıyız?

    Son yıllarda terörizm ve radikalleşme üzerine yapılan çalışmaların artması tesadüf değil. Kendisini bu kavramlardan uzak tutan, hatta sıklıkla “eşitlik” ve “insan hakları” söylemleriyle öne çıkan Batı toplumlarında dahi bu alana yönelik ilgi giderek büyüyor. Çünkü söylem ile gerçeklik arasındaki uçurum artık daha görünür hâle geliyor.

    Filistin’de yaşananlar ve Batı’nın İsrail’e yönelik tutumu, bu çelişkinin en çarpıcı örneklerinden biri. Bu noktada “eşitlik” ve “insan hakları” kavramlarının kimler için geçerli olduğu sorusu kaçınılmaz hâle geliyor ve adeta şu örtük mesaj yeniden üretiliyor:

    Beyaz, Batılı, zengin ve Hristiyan olanların hakları, dünyanın geri kalanından daha önceliklidir.

    Bu çerçevede psikoloji literatüründe sıkça sorulan bir soru da önem kazanıyor:

    Radikal davranışlar bir ruhsal bozukluğun sonucu mudur, yoksa başka psikolojik süreçlerin ürünü müdür?

    Araştırmalar, terör eylemlerine karışan bireylerle ruhsal açıdan sağlıklı bireyler arasında doğrudan bir fark olmadığını gösteriyor. Yani her radikal ya da şiddet içeren davranışı bir “psikiyatrik hastalık” etiketiyle açıklamak mümkün değil. Ancak bu, bu davranışların psikolojik süreçlerle ilişkili olmadığı anlamına da gelmez.

    Örneğin antisosyal kişilik örüntülerinde bireysel üstünlük ön plandayken, radikal yapılarda bu üstünlük daha çok gruba ait olma üzerinden tanımlanır. Tehdit algılandığında ise saldırganlık, her iki durumda da ortaya çıkabilen bir savunma biçimi hâline gelir.

    “Ne yaparsak yapalım anlaşılmıyoruz” hissi, bireysel olduğu kadar toplumsal düzeyde de güçlü bir öfke kaynağıdır. Bu öfke uygun şekilde ele alınmadığında, şiddeti ve kutuplaşmayı besleyen bir zemine dönüşebilir.

    Burada altını çizmek gereken temel nokta şudur:

    Öfkenin kendisi değil, nasıl işlendiği belirleyicidir.

    Belki de yeni yıl tam olarak bunu hatırlatır bize:

    Her şeyi kökten değiştirmek zorunda değiliz.

    Ama yönümüzü yeniden düşünmek mümkündür.

    Devamını Oku

    CUMHURiYETiN PSiKOLOJiSi

    CUMHURiYETiN PSiKOLOJiSi
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İbrahim Yakın Yazdı…

    Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; bireyin kendini ifade edebilme, gelişme ve iyileşme hakkının en güçlü teminatıdır.

    Her 29 Ekim’de, ya bando ritmine karışan marş seslerini duyuyorum ya da ellerinde bayraklarını sallayarak “Yaşasın Cumhuriyet” diye bağıran çocukları görüyorum. Üniversite yıllarına kadar Kemalpaşa’da büyümüş birisi olarak, 29 Ekim anılarımda ben de o çocuklardan birisiydim. Bu gibi ulusal günler, hem psikolojik hem de duygusal olarak aidiyet duygumuzu pekiştiriyor.

    İlkokulda, bir Cumhuriyet Bayramı günü, efe kostümü giymiş halde bayram kutlaması için okul kortejinde yürüyen halimi hatırlıyorum. Öyle heyecanlıydım ki! Ancak bu heyecan sadece halk oyunu oynayacağım için değildi; aynı zamanda birlik ve özgürlük için bir araya gelen kolektif bir grubun parçası olma heyecanıydı. Şimdi bir psikolog olarak bu deneyimimi yorumladığımda, Cumhuriyet Bayramı ve birçok ulusal bayramın; yaşadığımız toplumu bir araya getiren ve daha derin bir bağlılık duygusunu pekiştiren günler olduğunu fark ediyorum.

    Sosyal psikoloji bağlamında, ulusal bayramlar hayati bir öneme sahiptir. Bu günler aynı zamanda önemli katkılar sağlar. Örneğin, birey benliğini inşa ederken, kendini güvende, anlaşılmış ve kabul görmüş bir ortamda hissetmesine olanak tanır. Bu da dolaylı olarak kişinin psikolojik sağlamlığını artırır.

    Bizi bir bütün yapan ulusal değerleri korumak ve yaşatmak; umutsuzluğa kapıldığımız bu günlerde, psikolojik sağlamlığımızı güçlendirmek ve daha anlamlı bir hayat sürmek için yapabileceğimiz en büyük iyileştirici eylemdir.

    Ancak tüm bunlardan öte, Cumhuriyet Bayramı bana her yıl insan olmanın temeline dair bir hatırlatmadır. Çünkü aslında özgürlük, dayanışma ve umut; sadece toplumsal değerler değil, aynı zamanda insan olmanın da en güçlü temelleridir. Ünlü psikolog Carl Rogers’ın da dediği gibi: “Eğer insan kabul görmüş, anlaşılmış ve özgür bir ortamda bulunursa, kendini iyileştirmeye yönelir.” Cumhuriyet’in bizlere sağladığı özgür düşünce, kendini ifade etme ve gelişme imkânı da tam olarak bu söylemin en güzel örneğidir.

    Ve işte bu nedenle, bize bu imkânı sunan, insanın kendini gerçekleştirebilmesine zemin hazırlayan Mustafa Kemal Atatürk’e sonsuz bir minnetle; bize armağan ettiği Cumhuriyet’in 102. yılını büyük bir gurur ve coşkuyla kutluyorum.

    Devamını Oku

    Gelecek Kaygısı ve Sigara

    Gelecek Kaygısı ve Sigara
    2

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Gelecek kaygısı gençleri sigaraya yönlendirebilir, ama sigara gerçek rahatlama sağlamaz; belirsizlikle başa çıkmanın yolu sağlıklı yöntemlerde, stres yönetimi ve destek ağlarındadır.

    Gelecek… insana hem umut hem de endişe veren bir kelime. Özellikle gençlikte ve yeni yetişkin olduğumuz yıllarda bu his çok daha yoğundur. Üniversiteye gitmek, iş bulmak, kendi hayatını kurmak… Sorumlulukların bir kısmı omuzlarımızda, bir kısmı ise hâlâ belirsizlik içindedir. Bu belirsizlik de çoğu zaman kaygıyı beraberinde getirir.

    Psikolojide bu durum “future anxiety (gelecek kaygısı)” olarak adlandırılır. Gelecek kaygısı, ileride karşılaşılabilecek olumsuzluklara karşı hissedilen belirsizlik ve tehdit algısıdır. İlginç olan şu ki bu kaygının ortaya çıkması için somut bir tehdide gerek yoktur. “Ya istediğim işi bulamazsam?”, “Ya maddi olarak zorlanırsam?”, “Ya başarısız olursam?” gibi düşünceler bile kişiyi derinden etkileyebilir.

    Bu kaygı yalnızca duygusal dünyamızı değil, davranışlarımızı da şekillendirir. Araştırmalar, geleceğe dair endişesi yüksek olan gençlerin riskli alışkanlıklara daha kolay yöneldiğini gösteriyor. Sigara kullanımı da bunların başında geliyor. Gençler çoğu zaman sigarayı “rahatlatıcı” bir araç gibi görür. Oysa bu aslında bir yanılsamadır.

    Bilimsel bulgulara göre sigara önce bedeni strese sokar. Nikotin seviyesi düştüğünde huzursuzluk ve gerginlik artar. Ardından sigara içildiğinde bu gerginlik azalır ve kişi kendini “rahatlamış” hisseder. Yani sigara önce yangını çıkarır, sonra da söndürüyormuş gibi davranır. Bu döngüye “bağımlılık döngüsü” denir.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl 6 milyondan fazla insan tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. 20. yüzyılda toplamda 100 milyon kişi sigaradan dolayı yaşamını yitirdi. Eğer bu eğilim değişmezse 21. yüzyılda kayıp sayısı 1 milyara ulaşabilir. Üstelik sigara alışkanlığı çoğunlukla gençlik yıllarında başlıyor.
    Ben de yüksek lisans tezimi bu konuda yaptım. Araştırmamda, gençlerin geleceklerine dair belirsizlik yaşadıklarında sigarayı bir “baş etme aracı” olarak gördüklerini buldum. Bir başka çalışmamda ise sigara içen gençlerin, sigara içmeyenlere göre daha yüksek düzeyde gelecek kaygısı yaşadıklarını tespit ettim. Yani sigara, kaygıyı azaltmak yerine uzun vadede artıran bir etkiye sahip olabilir.

    Bu noktada tek çözüm “sigara zararlıdır” demek değil. Asıl ihtiyaç, belirsizlikle nasıl başa çıkacağımızı öğrenmektir. Stres yönetimi, farkındalık pratikleri, sosyal destek ağları ve psikolojik danışmanlık, gerçek ve kalıcı rahatlama yolları
    sunar.

    Gelecek kaygısı hayatın doğal bir parçasıdır. Hepimiz belli ölçülerde yaşarız. Ama bu kaygının sigara gibi zararlı alışkanlıklara dönüşmesini engellemek hem bireysel hem toplumsal bir sorumluluktur. Unutmayalım: Gelecek belirsiz olabilir, ama belirsizliği yönetmeyi öğrenmek mümkündür.

    İbrahim Yakın
    Uzman Psikolog ve İş İnsanı
    Ege Üniversitesi Doktora Öğrencisi
    Yakın Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi
    Yakın Palet Orman Ürünleri

    Devamını Oku